30 Ekim 2011 Pazar

kaybettim!!

ben hiç mutlu değilim...
söylediğim her şey yalan, her şeyi zihinsel ölümümü 1 saniye olsun daha ileriye ertelemek için kullanıyorum, ama her şeyi..
seni de kullandım. tıpkı diğer tüm kadınlar, erkekler ve dostları kullandığım gibi,
annemi babamı kandırdığım ailemden kimseyle görüşmediğim gibi,
hiç zevk almadım yatarken, "-mış gibi" yaptım..

az kaldı bitecek romanım, hiç bahsetmediğim romanım, az kaldı bitecek her şey, her yalan.. belki ölümümle, bilemiyorum..
az kaldı onu biliyorum..

artık susmak vaktidir. susadım sevgilim hem de çok.. sevgilim dediğim şey, her neysen işte sana sesleniyorum..

biliyorum ki artık gelmeyeceksin, fena küstün bana/ hayata, biliyorum sen geri dönerdin intihar etmemiş olsaydın eğer.. bir bok bilmiyorum..

hüznünü ver bana, çok taşıdın sen,
bırak sorguya ben çekileyim,
sen sus
ben susadım yeterince,
sen sus ve benim suskuluğum ol,
ben veririm hesabı..
hepsi hepsi hayat nasıl olsa..

29 Ekim 2011 Cumartesi

bir düş sanki olanlar, uzayan ve uzadıkça acıtan...








27 Ekim 2011 Perşembe

ararsan tepkilerim böyle olacak..

aklıma geldikçe "sen"
bu tepkileri veriyorum "ben"..

23 Ekim 2011 Pazar

ben gamlı hazan

pazar gününün yoğun kasvetine, havanın bulutunu ve bu şarkıyı eklemek ciğere ağır gelebilir.


21 Ekim 2011 Cuma

bu ara etiketlerim hep "hüzün"

hayır da noluyor böyle, nereye bu gidiş, ya da gidemeyiş.. uzun yazılar yazasım var ama uzun yani.. sıkacak kadar uzun, ki kısa yazılarımdan da sıkılıyorum.
bu şarkı benim ağzıma sıçtı. hadi benim ağzıma sıçtı, bunu açacak olanın ağzına niye sıçsın, üzüldüm. benim sebeplerim var, senin yoksa dinleme..

bu ara etiketlerim hep hüzün oldu, o kadar hüzün dolu değilim aslen, çok da gülüyorum aksine. ama gülmek başkaları varken onların asık suratlarını görmemek adına yaptığım eylem şu sıra. aynaya her baktığımda kendıme de yapıyorum bu oyunu, hafif tatli bir gülümseme takınıyorum suratıma, sonra daha bir şapşal gülümsemesi. kendimi serbest bırakınca da suratım tekrar sönmüş bir patates halini alıyor..

patates suratlı - üstelik sönmüş patates- bir insanla ne yapılır, ben söyleyim " 1 bok yapılmaz, ne yapsan 1 bok  olmicak"

17 Ekim 2011 Pazartesi

olmaz olaydın!

ne kadar içten istediysen artık, "olmaz oldum"



16 Ekim 2011 Pazar

az önce tüm eski aşklarımla birlikte sigarayı da öldürdüm. ölüm bu geri dönüşü yok. kanunu böyle bu işin.

bu da bir anıydı hayatımda diyeceğim bir şey artık sigara da aşklarım da... ve o kadar hüzünlü bir mutluluk var ki şuan üstümde. kelimeler fışkırıyor beynime her nefesimde.

önce her nefesimde ölüyordum, şimdi her nefesimde var oluyor/ ARINIYORUM.


8 Ekim 2011 Cumartesi

acıdı. son!

ben bu haldeyken yoksun ya, daha da olma.
bu gece yoksan, hiçbir gece var olma.


mesela acıtıyor ya şimdi, acıtmasa!

mesela neden arayamıyorum ki şuan seni. tam arayacak oluyorum, içimden bir ses "höst ulan, her canın ıstediğinde gönlümün kapısını çalamazsın" diyor senın ağzından.

ben çok özledim, samımı, saf..
ama içimdeki ses beni sustururcasına kuvvetlı, ve susturuyor.

mesela şimdi arasam. hiç konuşmasak bile telefonun diğer ucunda sen olsan, bana yetse..

mesela şimdi sana yazsam, sen sussan ve ben satırlar dolusu yazsam. sonra bir tebessumle bunların hepsını anladıgını/ hıssettıgını bana hıssettırsen.

mesela şimdi sen arasan beni. ellerimi ne yapacağımı bilemesem, ağzım açık kalsa hafıf, sonra ellerım kaçmaya çalışsa bedenımden.

mesela bir müzik dinlesek şuan ıkımız, kimin kime yolladıgı mühim değil. ilk zamanlardakı gıbı hıssetsek. "keşke yanımda olsan"ı gerçekten hissederek söylesek birimiz. ben de çok isterdim dese diğerimiz.
çok mu bencilim. bilemedim.