31 Aralık 2011 Cumartesi

en sevgili sevgilimden..

ne diyebilirim ki,
"tüm ilkelerim çiğnenebilir, yaptığım onca plan bir anda suya düşebilir"miş, bana bunu öğrettin, iyi de öğrettin hani..
çok şey öğreniyorum, bazı şeyler var böyle kolay kolay öğrenilemez türden, onlardan öğrettin bana...
susmayı mesela, susabilmeyi.. her boku herkese anlatmamayı, denemelere başladım, -ki zaten anlatan biri değilim, ve fakat bilinçli olarak anlatmaz oldum artık-
severim ki ben seni, bir ömür daha severim,
nerelere gideriz, ne yaparız bilinmez, bildiğim şey aklımda kalan sensin,
bu işte en saf hali.(m).iz..
öpcük.

26 Aralık 2011 Pazartesi

ankara yolcusu kalmasın.

bu çığırtma normalde mutluluk ünlemidir. ama benim için değildi ne yazık kı uzun zamandır. şimdilerde "eh işte yuvarlanıyoruz" halim keyfim yerinde çok şükür!" nevinden söylemlerle aynı şeyleri ifade ediyor ankara. bunda yılbaşında orada olacak olmamın etkisi yadsınamaz boyutta. vücudumdakı sıvı kütlesinden daha çok içecem bu yılbaşında, kendime ve karaciğerime peşinen söyledim geçen gece bunu, 5-10 enginar, 3-5 kara havuç, bir kaç da bezelyeyle tavladım karaciğerimi..

nerede sabaharım bilmiyorum, nerelere giderim gece boyu hiç bir fikrim yok. fikrim yok demişken bir fikir geldi aklıma gecenin bir kısmını "fikrim"de geçirecem. bak bir yer belli oldu. sonrası iyilik sağlık...

yanımda kimler olucak belli değil, dün evlenme teklifinde bulundum kabul edilmedim. özünde "olmaz" manasında bir cevap aldım. buradan sevgiler yolluyorum kendisine biliyorum bunu okuyacak :)) tencere kapak gibiyız ama o tefal, ben korkmaz. uyuşmadı tencere kapak bu sefer. olsun..



neyse bu yazıdan hayır gelmez başından belliydi, ben yılbaşı gecemi tamamlayacak şarkılarla yalnız bırakayım bahtsız bedevileri

çok severiz..



sırf bu adam yüzünden suzan diye bir kız arıyorum, ismi suzan olan birini bulduğum anda.....






25 Aralık 2011 Pazar

olur ya..

buraya uğrar da bunu görürsen iletişelim.

18 Aralık 2011 Pazar

maziden bir el atıver hele!

bu geceye özel arka arkaya dinlenilesi bir şeyler. denk geldi öyle, denk gelirse güzel olurmuş zaten rivayet.

besin maddemi maziden alıyorum, buna artık eminim. geleceğe atabildiğim her adım mazinin desteğine bağlı. bu  durumu ayaklarımızla açıklayabilirim. ilerlemek için attığımız her adım, biraz önce attığımız adımın desteğine-itiş güçüne- bağlı. yoksa değil mi?
kaç gündür rüyada ziyarete gelen eski(meyen) sevgili, bu gece de gel.

gece yarısı by hüseyin aksoy on Grooveshark

13 Aralık 2011 Salı

yıktın sineyi eyledin viran

şöyle ağza sıçırtmalık bir şey dinlemeyeli olmuş baya, hayır da üstad sen ne ettin be şimdi gece gece..

ne demiş bir zübük bu konuda "yıktın perdeyi eyledin viran"
ben de sana diyorum ki -yıktın sineyi eyledin viran-

9 Aralık 2011 Cuma

zamanın eli

http://gazilihoca.fizy.com/p/müslümlü yazı

zamanın eli mi değdi? bana- sana- bize. nilüfer bunun sebebi miydi?

adını sen koy, ben bilmiyorum. ben sadece özlerim seni, seninleyken bile. sevgi mi nefret mi? adını sen koy.

hangimiz sevmedik ki çılgınlar gibi, herkesin acısı sevgisi kadar mıdır? güzel- çirkin farketmez mi gerçekten. farketmemesi için ruhumuzda deli gibi bir sevgi mi olmalı?

ben senden vazgeçmem bunu bilesin. ölsem vazgeçmem hem de.

ben tutamıyorum zamanı , yatağım daralıyor, kararıyor geceler. boğazıma gömüp bütün söyleyeceklerimi susasım var. bu serseri kalbim ve ben zamanı tutamıyoruz. gülen yüzüne kurban oluruz bir gelsen. aşık olmadan gel, kalbi kaybetme gel, gel, gel...

sen sigara dumanımın altında bir kibritle hem de hiç yanmadan yok olma.

30 Kasım 2011 Çarşamba

ah ki ne ah
sahipsizlik, kimsesizlik içinde bir ömür, müziklerle yıllanmış, filmlerle harmanlanmış, her satırı yollara yazılmış bir hayat yaşamak...
çok severim bu hallerimi ben, tek başınalık, müthiş zevklidir...
yalnız bir durum var ki ben bu anlarımda hep bir şeyler okur- yazarım, sağlam müzikler dinlerim son seste..
fena içerim bu hallerimde ben.. aldım yine içiyorum 3-5  bira, kendimle sevişiyorum resmen, işten geleli 2 saat oldu 2 saattir içiyorum, sabahtan beri tez yazıyorum, ne tezmiş be arkadaş benimkiside yaz yaz btmedi... siktiğimin şehrinde kayıplarda olmak, ölsem haberimi 3 günden önce kimsenin alamaması ne büyük zevk...
çok keyfliyim
çok keyifliyim
bugün var yarın yokuz diyor mfö
benimkisi o hesap sanırım...

hadi bana sor, ne bildiğimi sor
içim neymiş birlikte bakalım
ne haltlar karıştırdım bunca zaman, nedir ne değildir bu olanlar sorgulamadan bakalım mı?
birlikte susalım mı?
susabilir misin benimle birlikte, susalım nolur çok muhtacım,
kelime kullanmadan konuşalım, müzikler konuşsun, başka her şey konuşuyor duyuyorum ben,
varsın biz konuşmayalım...
eksik kalalım mı bu hayatta kelimelerden, birlikte.
nerdesin,
nerdeyim....


Kings Of Convenience - Know How Ft. Feist ile val3rie-live

27 Kasım 2011 Pazar

öze dönmek lazım bazen, öz ne sorgulamak lazım...
şu sıralar içten içe kürtçe üzerine yönelmekteyim nedendir bilinmez. ben bilemedim sebebini, sanırım izmirde katıldıgım 8. milletlerarası halk kültürünün bunda payı büyük. ben de sunum yaptım Yörüklerin geleneksel hayvancılığı ve bu hayvancılık üzerinde geliştirilmiş olan asırların verdiği birikimle nasıl bir inanç yapısı olduğu falan filan. güzel geçti her şey. uzun zamandır aklımda bu konuda bir şeyler yazmak.

kürtçe bilmeyen bir kürt olarak(en azından olması gereken seviyede) acıdır içimde bu durum. ailem hiç kürtçe konuşmadı benimle ve kardeşimle. 11 kardeşli bir ailenin ben 10 kardeşim 11. çocuğu. biz anne babamızın 2. baharının çocuklarıyız. bu sebeple mi diye çocukken düşünürdüm. ahmet kaya dinlemenin yasak olduğu, kürt demenin ayıplandığı ( götünden element uydurma bakışlarına maruz kaldığı) bir dönemdi çocukluğum.

suç ya da suçlu yok biliyorum. çok da söylemek anlamsız en azından şimdi. çünkü ben de kardeşim de ana diline sahip olamadı bir kere. giden gitti..

çocukluğumda düğünler olurdu, kürtçe şarkıların söylendiği düğünler. evlerde gizli saklı sandıkların arasında kürtçe kasetler olurdu. ablamlar ev işleri yaparken dinlerdi. o zamanlardan kalma melodilerle dolu kafam..

hatırlıyorum yerden bitme biriydim çocukken ve 1 kaç kürt oyunu öğrenmiştim. cida ve şemamme bunlardan 2si. çok da güzel oynardım. düğünlerin aranan adamıydım kendimce. üzerime paralar yağardı, şimdilerde görgüsüzlükle suçlanılan burma altınlar takılırdı geline.

ne değişti de 10 yıldır aklıma bile gelmeyen kürtlüğümü hatırladım. ne değişti de içimde uçsuz bir özlem doğdu kimliğimde yazmasına rağmen hayatımda 3 kez gittiğim mardinsedim.

çok içliyken yazmazdım ben, çok içliyim.. içimde çok şey var bir anda çıkmaya çabalayan..

kayıp bir hayata sahibim gibi hissettim ben hep, kimliksiz. ait olmayan. (mutsuz değilim bu durumdan, hiç de olmadım)..
kendimi her fırsatta yollara atmamın sebebi bu bence.. evet evet bu...
belki biryerlerde kendimi bulurum sevdası benimki. hiç olmamış, hiç büyüyememiş kimlik sevdası sanırım.
insan olmam yetiyor, yetecek de hayatım boyunca, asıl çabalamam düşsel evrimimi tamamlamam biliyorum. ama bir an geliyor ve ıslak bir çukura giriyorum.

bunlar hep kulağımda kalanlar, içimde bir yara..


ciwan haco - gula sor


hivron - bilura dıle mın
ciwan haco - hey dilbere
ciwan haco - ax u eman
aynur doğan- keçe kurdan
şiwan perwer/ ilkay akkaya-desmal
aynur- ahmedo

çağrıya icabet etmek.

yollar çağırırsa durmam, durmadım da hiç
yollar çağırıyor, planlar yapıyorum yine aşılmaz planlar, birsürü nasılları bünyesinde barındıran planlar..
bünyem yenileniyor hissediyorum, uzun zaman oldu hedefimi kaybedeli, hatırlar oldum şu ara..
nasıl tutabilirim ki kendimi, neden tutayım ki..
ter kokusu beni bekliyor..ten kokusu
ne zamandır yollardaydım, ama istediği yollar değildiler..
istediğim/ bilinçli seçilmiş yollar var şimdi...
gittim ben..


26 Kasım 2011 Cumartesi

gözyaşlarımızı bitti mi sandın.
ağlayalım mı birlikte?
birlikte ağlamayalı ne kadar zaman oldu?





16 Kasım 2011 Çarşamba

14 Kasım 2011 Pazartesi

kar yağıyor, kar yağarsa kestane var, şeker var demek...

sabah müzikle uyanmak var demek,

keyflenmek demek..

bu da yanında yatılası dadından yenmeyesi.
http://fizy.com/#s/16nuod

ben çok gençken

10 Kasım 2011 Perşembe

birkaç zamanın özeti

yaz sil
ayak üstü bir sigara, kibritle yakılmış bir sigara iç
yaz, yaz, sil
bir nefes çek dolu dolu
yaz, silme..

güneş batmak zorunda bir yerlerde, çünkü sabah olmak üzere. gözler kanlı fakat uykudan eser yok. uykusuz da değilsin.. 3 gün uyumamak uykusuz sıfatını almana kafi değil..

bir nefes daha,
sigara dudaktan ayrılırken dumanın 3te biri dışarı... sonra ağız dolusu duman ciğere cumburlop..

kaç zamandır kimseye dokunmadın, dokunmak bir yana dokunma isteğine de sahip değilsin.
en son ne zaman mastürbasyon yaptın? hatırlamıyorsun.. fahişelerle sevişmek de mastürbasyon mudur? işi fahişelik olanlarla. beden tüccarlarıyla. hem patron, hem işçi, hem sermaye hem kazanç kapısı..


ibnelerden korkmuyorum artık. hala anlayamıyorum, ama korkmuyorum da.

beni sırf istedikleri için, muhabbet etmek için, merak ettikleri için, sevdikleri için arayan 4 insandan fazlası yoktur. 1i kız, 1i erkek, diğer ikisi ibne.

"ibne" aşağılık bir kelime değil bilakis çok afili...

"ibne misin oğlum?" en aşağılık sorulardan biri..

çok daha samimiler benden, sizi bilmem... severim ibneleri ben.. en azından sevdiğim ibneler var.

armağan..





mungana göre en hisli şarkıların adamı orhan atasoyu da unutmayalım.. çok sevdiğim.



bu da benim bonusum olsun.. sevgiyle kalayım ben o zaman..

9 Kasım 2011 Çarşamba

madrugada günüm!!

bazen ağzımıza sıçsın isteriz ya bişeyler, o zamanlarda  listelerimden biri sanki sırf buna hizmet etmek için yapılmışlarcasına koşarlar yardımıma..

sevişiriz...

susarız..

üşürüz birlikte ama yalnız..

sakinizdir, hayatımızda çok az eriştiğimiz bir sakinlikle...

öfkeli oluruz, kimsenin kızdıramayacağı kadar...

huzur buluruz soğukluğunda doğanın..

soğuk iyidir, ben hep sıcakla var oldum ama soğuk iyidir. kibri alır götürür, tam olarak insan eder soğuk..

ne olduğunun farkına vardırır ya da bir bok olmadığının "ne kadar muhtaç olduğunun"












30 Ekim 2011 Pazar

kaybettim!!

ben hiç mutlu değilim...
söylediğim her şey yalan, her şeyi zihinsel ölümümü 1 saniye olsun daha ileriye ertelemek için kullanıyorum, ama her şeyi..
seni de kullandım. tıpkı diğer tüm kadınlar, erkekler ve dostları kullandığım gibi,
annemi babamı kandırdığım ailemden kimseyle görüşmediğim gibi,
hiç zevk almadım yatarken, "-mış gibi" yaptım..

az kaldı bitecek romanım, hiç bahsetmediğim romanım, az kaldı bitecek her şey, her yalan.. belki ölümümle, bilemiyorum..
az kaldı onu biliyorum..

artık susmak vaktidir. susadım sevgilim hem de çok.. sevgilim dediğim şey, her neysen işte sana sesleniyorum..

biliyorum ki artık gelmeyeceksin, fena küstün bana/ hayata, biliyorum sen geri dönerdin intihar etmemiş olsaydın eğer.. bir bok bilmiyorum..

hüznünü ver bana, çok taşıdın sen,
bırak sorguya ben çekileyim,
sen sus
ben susadım yeterince,
sen sus ve benim suskuluğum ol,
ben veririm hesabı..
hepsi hepsi hayat nasıl olsa..

29 Ekim 2011 Cumartesi

bir düş sanki olanlar, uzayan ve uzadıkça acıtan...








27 Ekim 2011 Perşembe

ararsan tepkilerim böyle olacak..

aklıma geldikçe "sen"
bu tepkileri veriyorum "ben"..

23 Ekim 2011 Pazar

ben gamlı hazan

pazar gününün yoğun kasvetine, havanın bulutunu ve bu şarkıyı eklemek ciğere ağır gelebilir.


21 Ekim 2011 Cuma

bu ara etiketlerim hep "hüzün"

hayır da noluyor böyle, nereye bu gidiş, ya da gidemeyiş.. uzun yazılar yazasım var ama uzun yani.. sıkacak kadar uzun, ki kısa yazılarımdan da sıkılıyorum.
bu şarkı benim ağzıma sıçtı. hadi benim ağzıma sıçtı, bunu açacak olanın ağzına niye sıçsın, üzüldüm. benim sebeplerim var, senin yoksa dinleme..

bu ara etiketlerim hep hüzün oldu, o kadar hüzün dolu değilim aslen, çok da gülüyorum aksine. ama gülmek başkaları varken onların asık suratlarını görmemek adına yaptığım eylem şu sıra. aynaya her baktığımda kendıme de yapıyorum bu oyunu, hafif tatli bir gülümseme takınıyorum suratıma, sonra daha bir şapşal gülümsemesi. kendimi serbest bırakınca da suratım tekrar sönmüş bir patates halini alıyor..

patates suratlı - üstelik sönmüş patates- bir insanla ne yapılır, ben söyleyim " 1 bok yapılmaz, ne yapsan 1 bok  olmicak"

17 Ekim 2011 Pazartesi

olmaz olaydın!

ne kadar içten istediysen artık, "olmaz oldum"



16 Ekim 2011 Pazar

az önce tüm eski aşklarımla birlikte sigarayı da öldürdüm. ölüm bu geri dönüşü yok. kanunu böyle bu işin.

bu da bir anıydı hayatımda diyeceğim bir şey artık sigara da aşklarım da... ve o kadar hüzünlü bir mutluluk var ki şuan üstümde. kelimeler fışkırıyor beynime her nefesimde.

önce her nefesimde ölüyordum, şimdi her nefesimde var oluyor/ ARINIYORUM.


8 Ekim 2011 Cumartesi

acıdı. son!

ben bu haldeyken yoksun ya, daha da olma.
bu gece yoksan, hiçbir gece var olma.


mesela acıtıyor ya şimdi, acıtmasa!

mesela neden arayamıyorum ki şuan seni. tam arayacak oluyorum, içimden bir ses "höst ulan, her canın ıstediğinde gönlümün kapısını çalamazsın" diyor senın ağzından.

ben çok özledim, samımı, saf..
ama içimdeki ses beni sustururcasına kuvvetlı, ve susturuyor.

mesela şimdi arasam. hiç konuşmasak bile telefonun diğer ucunda sen olsan, bana yetse..

mesela şimdi sana yazsam, sen sussan ve ben satırlar dolusu yazsam. sonra bir tebessumle bunların hepsını anladıgını/ hıssettıgını bana hıssettırsen.

mesela şimdi sen arasan beni. ellerimi ne yapacağımı bilemesem, ağzım açık kalsa hafıf, sonra ellerım kaçmaya çalışsa bedenımden.

mesela bir müzik dinlesek şuan ıkımız, kimin kime yolladıgı mühim değil. ilk zamanlardakı gıbı hıssetsek. "keşke yanımda olsan"ı gerçekten hissederek söylesek birimiz. ben de çok isterdim dese diğerimiz.
çok mu bencilim. bilemedim.

6 Ekim 2011 Perşembe

paradoks

bildiklerimle ne yöne hareket edeceğimi bildiğini bilip, sonrasında hareketime ne yönde bir değişim vereceğimi  de bileceğinden sadece bildiklerimin yolundan gidiyorum. ve ben çok az şey biliyorum. ve sen bunu asla tahmin edemezdin..

ne yapmamalı listesi

mesela gecenin bu saatinde, aşırı dozda muhtaçken O'na;

-the cure, morrissey, band of horses, anathema, kings of convenience, bülent ortaçgil ve bilimum bu türün önde giden elemanlarının şarkılarını dinleme
-köşede bucakta bir yerlerde eskilerden kalma O'na ait bir şey bulma(görünce gözünü kapat, hemen bağırarak şarkı söyle ne bilim bişe yap ama görme, dokunma)
-üst üste 5ten fazla sigara içme
-birkaç kadeh içebilirsin ama bokunu çıkarma(önünü alamayıp aptalca şeyler yaparsın)
-telefondan uzak dur
-ve şuan yaptığım şeyi yapma, yazma.
...

şimdi git uyu. hiç varolmamışsın say kendini.

4 Ekim 2011 Salı

yenile, al götür ve yenile

bazen çok yoruluyorum, bazen çok keyfli yoruluyorum, bazen var olurcasına yoruluyorum.
sonra duruyorum ya da durduruluyorum.
birden bir varlık beliriyor karşımda, herhangi bir şey. kitap, müzik, kadın, kahve, sigara.

şimdi müzik belirdi.


1 Ekim 2011 Cumartesi

kendine baka kalan.

diğer her yerden kopup bir bok söyleyesim gelirse buraya yazma kararı alan insanım an itibarı.

şimdilik bir bok söyleyesim gelmiyor. düğümlendi parmaklarım.


15 Eylül 2011 Perşembe

bizim büyük çaresizliğimiz

bana sorsan en sevdiğin film ne diye, belki budur demem ama hazzın doruklara ulaştığını hissetmiştim bu filmi izlerken. ulan bu filmden nasıl hazzın doruklarına ulaştın deme, benim ulaştığım nokta başka, seninki başkadır ihtimal. 
çok sevdiğim bir dosta selam olsun. hala dostumdur umarım dünyada bir yerlerde..



14 Eylül 2011 Çarşamba

eve geldim attım kendimi yatağa, uyudum uyudum.. o kadar derin uyudum ki bir an uykumda farkındalık yaşayıp "ulan buralardan geri nasıl dönülür" dediğimi hatırlıyorum. velhasıl akşam 8den sabah 7ye kadar uyudum.

iyi uyudum yalnız, fena uyudum hani..

uyandığımda kulağımda hâlâ çalan şarkı

10 Eylül 2011 Cumartesi

Zaten, seni olsa olsa sezerim ben, istesem de bilemem.
Sen de, abartılacak kadar sıradan bir hayat yaşayan bu adamı bilme bence.
Çünkü, her zaman için sezmek, bilmekten daha iyidir.

Hasan Ali Toptaş





9 Eylül 2011 Cuma

az önce sigaradan müsebbib olduğunu düşündüğüm ilk balgamım doldu ağzıma öksürürken.
ben çok fazla sigara içiyorum son zamanlarda. ama sigarayı çok kısa sayılabilecek 2 yıldır içiyorum belki de 2 yıl bile olmadı. fakat içtiğim bu 2 yıl zarfında içtiğim sigara sayısından daha çok bırakmışlığım vardır sigarayı. 4 ay içmediğimi bilirim ki o dönemde her gün en az 10 defa sigarayı bıraktığımı söylüyordum insanlara. hatta yeni tanıdıklarıma henüz tanışmadıklarıma bile.

bir aşama daha kat ettim sigarada, level atladığımı hissettim.
sigaraya nasıl başladığımı düşünüyorum. otla başlamıştım(bob marleyinkilerden). çok öncelerden beri ot içebiliyor ama sigara içmiyor/ içemiyordum. sonra bir kızla tanıştım. sigara içen bir kız. güzel bir kızla. sanki ben de sigara içiyormuşum da paketim bitmiş gibi sigarasından otlandım ayak üstü 2 dal. muhabbet de çok güzel gitmişti. sonra o muhabbet yatak faslına kadar geldi hatırlayamadığım kadar bir süre geçtikten sonra.

sonra ben çok aşık oldum o kıza. hayır önce aşık oldum sonra sigara içtik sonra seviştik. doğru sıralama bu. ya da doğru olan hiç bir şey yoktu aramızda. yanlış da bulmuyordum. öylece bir ilişkiydi.

sonra ben hastalandım. ne olduğu belli olmayan sadece ejderhaların ya da bu dünyadan olmayan yaratıkların yakalandığı "zihinsel ölüm" adında bir hastalıktı bu.

devam edecek..(ölmezsem)

7 Eylül 2011 Çarşamba

kitaplarda ölmek

Adı, soyadı
Açılır parantez
Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti
Kapanır, parantez.

O şimdi kitaplarda bir isim, bir soyadı
Bir parantez içinde doğum, ölüm yılları.

Ya sayfa altında, ya da az ilerde
Eserleri, ne zaman basıldıkları
Kısa, uzun bir liste.
Kitap adları
Can çekişen kuşlar gibi elinizde.

Parantezin içindeki çizgi
Ne varsa orda
Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci
Ne varsa orda.

O şimdi kitaplarda
Bir çizgilik yerde hapis,
Hâlâ mı yaşıyor, korunamaz ki,
Öldürebilirsiniz.



                                                                    behçet neçatigil




buradan aklıma gelen bir ağıt da dinleteyim tam olsun..


Oktay Rıfat'ın Orhan Veli için Ağıdı



1 Eylül 2011 Perşembe

gözüm bazen gören!

kafamın üstünde, içinde, altında, bazen de içimde gözüm var(mış)!

23 Ağustos 2011 Salı

kokun var üstümde şimdi farkettim.
taksideyken de vardı
eve gece 4te vardığımda da
hiç azalmadı bilakis
hiç azalmadın bilakis
yüzün göz kapaklarımın içinde sanki,
her kapandığında sana açılıyor gözlerim


beni bu denli yazma aşkıyla dolduran "ruhuma", selam ederim.. sen var ol olur mu? gitme, gidenler gitti kaldık biz bize. iyi de kaldık hani. gitme sen. gitmesen..

sana yazıyorum, seninle uyanıyorum.. uyanmasam yine seninleyim.


bir gözler değildi beni bu denli sersemleten,
1-2 saatlik gece konuşmamız değildi.
suskunlara oynamam ben,
suskunluklar bulur beni, iyi de bulur
çekerler zebanilerin yanına, kumar oynatırlar.
her defasında kumara canımı koyarım..
her defasında kumarda canımı kaybederim.
daha kaç beden, kaç ruhum kaldı bilmiyorum..
nuri bilir.

şimdi ablamla konuşuyorum, bir kez daha anladım aile ne demekmiş... hiç okuyamayacağını bildiğim halde "seni çok seviyorum" abla.. biliyorsun.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

"gitmek bir kestirme ve kalkandı." 
Ne kadar çok gidersen o kadar az kaybedersin yanılsaması mıydı ömrüm?

31 Temmuz 2011 Pazar

açık mektup

bu sabah yalnız uyandım, yanımda sen varken sensiz. ne kadar şiirsel/ romantik bir resim gibi görünüyor dışardan bakınca. 100lerce kez tekrarlanmış bır ayrılık resmi. sonra şarkı başlıyor.



şuan içerde uyuyorsun, yanındayım, sana sarılabilirim biliyorum. fakat o kadar uzağız ki. sarıldığım şey sen olamazsın artık. bu senin söylemin. doğru da.

ulan çok pis acıyor içim be!!

sokayım edebiyatına da, kelimelere de. var olma sebebim zırvalıklarına da..
zamanı geri alamayız değil bence geri alınabilir bişe zaman. tekrar yaşanılabilir güzel olan ne varsa. fakat söylediklerimiz... yazdıklarımızı geri alamayız. o yüzden yazıyorum. mühürlensin diye bu kopuş. evet bitsin. ansızın kafama sıkılsın.
bir gün geri dönme olmasın diye.. (ama dön!!)
sana hiç yalan söylemedim. kendime de..
yine yollar göründü.. tek tesellim yolculuk, yol..

21 Temmuz 2011 Perşembe


...


Ellerini alıyorum sabaha kadar seviyorum
Ellerin beyaz tekrar beyaz tekrar beyaz
Ellerinin bu kadar beyaz olmasından korkuyorum
İstasyonda tiren oluyor biraz
Ben bazan istasyonu bulamayan bir adamım
...
C.Süreya



18 Temmuz 2011 Pazartesi

farklı bir şey benim istediğim.

"hadi transa girelim" parçam. bu gece kendime çalışasım var. sevdiğim/ seveceğim şeyler yığını yaptım masama. muz, bira, şarap, fındık, süt, kuru incir, sek kahve, 4-5 kitap(soren kierkegaarddan tut, jung, birhan keskin, cemal süreya ve hatta malinowskiye kadar)

bu şarkıyı da loopa aldım.

ve kalemime mürekkep doldurup farklı bir şeyler yazmayı deniyorum. bakalım neler çıkacak.



radiohead - lotus flower from doseindie on Vimeo.

14 Temmuz 2011 Perşembe

deşifrelerim arasından çıkan bir şeyler.

burada kaldıkça yazmak anlamsızlaşıyor. halbuki yaşadığım ve yazacağım o kadar çok şey var ki...
sanırım yaşamak ve yazmak arasındaki ayrım tam da bu noktada başlıyor, yaşamaya başladım, yazmayı bıraktım burada.
şimdi akşam güneş tam olarak battı, yemek hazırlanıyor. etrafta ağlayan ama kimsenin susturmak için birşey yapmadığı çocuklar var, fenerimi deve çobanı hasan tutuyor, okuma yazması yok yazdıklarıma boş bir sayfaya bakar gibi bakıyor. bana en yakın insan o burada. onu çok sevdiğimi ayrılmadan önce ona sarıldığımda söyleyecem(söyledim).

                                                                     04.10.10

20 Haziran 2011 Pazartesi

selam eder, "ruhunu" öperim.

bir insan sizi çok seviyorsa size çok güzel şeyler verir. o kadar güzel şeyler var eder ki hayatınızda şaşıramazsınız bile.

öyle güzel bir dosta sahibim. ama şimdi onun  ihtiyacı var. aslında yok. kimseye. ama bir şeyler üzücü durumda.

eskilerden bir şey armağan ediyorum sana. üzülme. suçlu yok. suç/ suçlu aramadığın zaman mutsuzluğunun giderek farklı bir duyguya dönüşeceğini göreceğiz.


AFP & Estradasphere : "Coin-Operated Boy" (Live From 608) from Amanda Palmer on Vimeo.

18 Haziran 2011 Cumartesi

s*kimsonik olmayan sıradan bir gün!

-önce güzel bir yemek ye-dim!
-sonra kahve (uzun zamandır sigarasız) evet resimdeki. çok belli kahveyi içecem. almışım karıştırıyorum. kahve yaparken böyle bakarım.
-sonra eskilerden kalma sıcak bir yazıyı sandıktan çıkartıp buraya ko-dum. evet ko-dum!
-şimdi balkonda dem! (onu da sonra ko-rum) evet ko-rum!




12 Haziran 2011 Pazar

hüzünlü bunalımlar

bunu okursan iletişelim..

söyleyecek çok şeyim var. belki de hiç!

bilinçli bir giriş yaptım dedim sonunda bir hayata. ama bu sefer de bedel veremedim sanırım.

zamansızlık. olmadığım zamanlarda iletişmeye çalışmışsın.

yola düşmem gerekti.

bana yolladıklarına cevap vermek isterdim.

denk gelirsen bu yazıya, sana yazdım. hani yaz o zaman demiştin.  çok mutluy(D)um!!

iyi kal.
dön geri....

5 Haziran 2011 Pazar

geliyorlar bana bazı bazı



Mumford & Sons - 'Little lion man'


içimde karıncalanmalar var. uzun zamandır olmamış şey.

mızıka çalmaya başladım.

teniste de baya ilerledim. maçlara çıkabiliyorum.

tezim çok kötü durumda olmasa da istediğim seviyede değil.

okumalarıma hız verdim. yazmalarımda da kendisini hissettirir oluyor bu durum haliyle.

                                                       bu satırları yazarkenki resmim.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Tezer Molası




zaman zaman kendimi tüm insanlıktan daha güçlü duyuyorum, ama kendimi aynı anda çıplaklıklardan sıyrılmaya çalışan ağaçlar kadar da bırakılmış duyuyorum. Özellikle ben'in, ben'i bıraktığı anlarda.




...artık bundan böyle acıları mutluluk olarak nitelendirmeye karar veriyorum.




"çevreyi tanımlamak değil, duygularla yaşamak gerekir..."


her varoluş kendisiyle birlikte ölümü getirmiyor mu?


Niçin dünyaya geldiğini biliyor musun? anlatmalısın, anlatmalısın, ayrıca acıkmalısın, susamalısın... sonun korkunç sefil olmalı! bunu biliyor musun?


"dünya nasıl olması gerekiyorsa öyle. kendi kendini kurtaramayanı hiç kimse kurtaramaz."


...tüm yorgunlukların yarattığı aşırı dirilik...


her köşe, her cadde öyle dolu, öyle dolu, öyle dolu ve bu doluluk içinde öyle boş, öyle boş, öyle boş ki...


nereye gitmek istiyorum ki. nereye gidebilirim ki. sürekli gitmek istemek de, bir yerde, hiçbir yerde olmak istemek değil mi?


denizin dümdüz yüzeyi boyunca sonsuza dek böyle gidebileceği duygusuna kapıldı.


tek günah insanın kendi yaptığını kavrayamamasıdır.


oysa ben tüm yaşamı gökyüzü altında bir tatil olarak görüyorum..


her zaman yabancı insanlar bize dostlarımızdan daha çok sunan, veren kişiler. öyleyse yaşamımızı neden yalnız yabancılar arasında geçirmiyoruz.

16 Mayıs 2011 Pazartesi

bu gün de böyle geçsin!!

her gün duygu dalgalanmaları içinde hayatımıza devam ediyoruz. yeni ruhlar, renkler giriyor, eskiler çıkıyor bir yerlerden karşımızda beliriyor. olmayacak şeyler oluyor.

bugün sadece bu modda kalsam ne hoş olur. sonuna kadar, dibine kadar bu modda kalsam. yarın başka bişey olsa ama bugün bu mod.

aslında birilerine ihtiyaç duymuyorum. ve biliyorum ki bu değişmeyecek. birileri ben istemesem de hayatıma giriyor ve çıkıyor. ben her 2 durumda da aynıyım. giren çıkan nasıldır bilemem.

birilerinin hayatına 'biliçli' bir giriş yaptım mı diye düşündüm şimdi.

tüm bugünlerim anısına...

Angus & Julia Stone - "For You" - Café de la Danse (Paris / FRANCE) 08.05.10

Take it Easy Hospital

hani olmuştur ya bazı şeyler, öyle bu da.




video


video

15 Mayıs 2011 Pazar

O an!

bazen durumlar yaratır insan. çoğu zaman durumlar içerisinde bulur kendisini. bu iki halde de bilinç var. farkındalık başladığı anda bilinç başlamıştır. bedel ne olursa olsun direksiyonu ele almak gerekir bu durumlarda ya da bilinçli bir şekilde direksiyonu ele almamak.

6 Mayıs 2011 Cuma

protesto karakterdir!

halihazırda üzerinde çalıştığım tezimle ilgili olduğundan bu yıl 6.sı düzenlenen Geleneksel Sarıkeçililer Göç Kervanı Şenliğine katılmak için düşmüştüm yola. 3 gece kalacak, bol fotoğraf çekip dönecektim. 

gittim, yeni birsürü olay ve arkadaşım oldu. resimler oluştu kafamda, arındım mutlu oldum. fakat aslolan şenlikten sonraydı. 


yanlış bulduğunu protesto etmek karakterdir der biri. protesto etmeyen öylece duran hiçbir şeydir ve hiçbir şey de bir anlam ifade etmeyen bir şeydir.

şenlikten sonra Pervin Ana, Kevser, Tuğba, İlkyaz ve yörüklerden karabela lakaplı Salim ile döşlü lakaplı Musa (Erciyes film atölyesi ekibi de bizimleydi)) yola koyulduk. yaklaşık 30 km yürüdük gün boyunca. nereye mi? mersinden Ankaraya. hem de deve eşliğinde yürüyerek... tüm türkiyeden kollar halinde yapılan Anadoluyu Vermeyeceğiz yürüyüşünden bahsediyorum. bizimki antakyadan da arkadaşların katıldığı akdeniz koluydu.
ben 1 gün yürüdüm. benim yörüklerin yanına gitmem gerekiyordu. öyle de yaptım. 10 gündür yörüklerle yürüyordum ben de. yeni geldim. Anadoluyu vermeyeceğiz ekibi hala yolda. dün konuştum konyaya varmak üzereler...

























23 Nisan 2011 Cumartesi

gelemedim

bu seriyi devam ettirecem ama yazamıyorum. sadece geldim. 3 gün oldu. yarın geri gidiyorum. bu sefer çok (ne kadar belli değil) kalmaya gidiyorum. çok yürümeye/ çok gitmeye/ çok bulmaya, kalmaya, durmaya gidiyorum.

aslında şuan yazmıyorum. bu sadece not. yazacak çok yazı birikti. ama şimdi değil.



ben giderken bu burada kalsın!!

16 Nisan 2011 Cumartesi

yol öncesi/ yaşamak için yaz.

dün biletimi ayırttım. günü geldi yolların. sabah hazırlıklarımı yaptım. kameram, ses kayıt cihazım, bir torba dolu pil, batarya, kalem ve her zaman yanımda taşıdığım kraft defterim. 

her zaman ihtiyacın olacağını düşündüğünden daha az giysi al demişti bir dost. özellikle de çantanda giysi taşımamaya çalış. giyeceklerin üstünde olsun. öyle yapıyorum her yolculuğumda, teşekkür ediyorum buradan kendisine.

son gidişimde ipodu da götürdüm. anladım ki dünyadan soyutlanmak dünyalı şeyleri bırakmakla ya da onlara küsüp arkanı dönmekle olmuyor. içiçeyken de onlarla arama mesafe koyabiliyorum.

bu arada sigarayı bırakalı 45 gün oldu. sanırım 1 ay oldu ama ben ilk haftadan beri soranlara 45 gündür içmiyorum diyorum. daha bi hoşuma gidiyor 45 gündür içmemiş olmak..

planlarım işlemeye başladı. hayatla ilgili planlarım da bir bir rayına oturuyor. aslında artık önemli de değiller..

yazmanın hazzını yaşar oldum.

yazmak için yaşamıyorum/ yaşamak için yazıyorum.

13 Nisan 2011 Çarşamba

video
dün esen rüzgarımdın, şimdi değilsin. estin gittin. nereye esiyorsun şimdi. esmiyorsan ne yapıyorsun?



30 Mart 2011 Çarşamba

sen gel-ben gidim

yazmam anlamsızlaşıyor. ben anlamsızlaşıyorum. müzikler üstüme geliyor.
neden bu samimiyetsiz davranışlar. ben çok samimi olduğumu sanıyorum. öyle değil miyim? yollar görünüyor gözlerime. süreçler, durumlar. zamanın geçmesini hissediyorum üstümden. bazen hissetmiyorum.

her şeyi anlamak isteyen öfkeden ölmeyi göze alır. "arap atasözü"

19 Mart 2011 Cumartesi

biraz değiştim

Biraz değiştim, 
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

Değiştim…
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum, 
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil…

Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim…
Sorun değil…

Elbet Alışırım…
Biraz alıştım.
Her şey kadar, her kez kadar, sen kadar…

Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil…
Bir hayli kırıldım…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara 
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa…
İyi değilim. 
Galiba yoruldum…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…

Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki Seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..

Toprağa bakan yanım senden zate ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!

Gözlerim yorgun…
Dudaklarım, dudaklarım hissiz…
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır…
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesende şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil… 
Çok çalıştım

Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Daha öncede gitmiştim…
Çok çalıştım…
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için 
Çok çalıştım…

Daha öncede gitmiştim…
Kendi isteğimle…
Anladım ki daha önce sevmemiştim!

Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime…
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de…

Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da

Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor…
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor…

Ne yormak istedim Seni,
Ne de yormak kendimi
Çok çalıştım 
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil
Daha önce de gitmiştim
Ama böyle kalarak değil
Böyle kalarak değil


Can YÜCEL


Dostlara bir yazı bir resim...

bir gün yolunuz düşerse onların yoluna, hiç çekinmeyin bir selamla girin çadıra. kimsizin, neden oradasınız bunlar önemli değil. O kapıdan girdiniz ya gerisi kapının dışında kalan şeyler Yörükler için.










kendinizi çok sıcak insanların sohpet ve muhabbetinde bulacaksınız. hemen bir çay dolduracaklar. Karnınızın aç olup olmadığını usulen sorsalar bile vereceğiniz cevabın pek bir önemi de olmayacak. size güzel bir açma onların tabiriyle çömeç hazırlayacaklar. İçerisinde tadını ilk önce garipseyeceğiniz ama yedikten sonra tadı hep damağınızda kalan keçi peynirinden olacak.