hani olmuştur ya bazı şeyler, öyle bu da.
16 Mayıs 2011 Pazartesi
15 Mayıs 2011 Pazar
O an!
bazen durumlar yaratır insan. çoğu zaman durumlar içerisinde bulur kendisini. bu iki halde de bilinç var. farkındalık başladığı anda bilinç başlamıştır. bedel ne olursa olsun direksiyonu ele almak gerekir bu durumlarda ya da bilinçli bir şekilde direksiyonu ele almamak.
6 Mayıs 2011 Cuma
protesto karakterdir!
halihazırda üzerinde çalıştığım tezimle ilgili olduğundan bu yıl 6.sı düzenlenen Geleneksel Sarıkeçililer Göç Kervanı Şenliğine katılmak için düşmüştüm yola. 3 gece kalacak, bol fotoğraf çekip dönecektim.
gittim, yeni birsürü olay ve arkadaşım oldu. resimler oluştu kafamda, arındım mutlu oldum. fakat aslolan şenlikten sonraydı.
yanlış bulduğunu protesto etmek karakterdir der biri. protesto etmeyen öylece duran hiçbir şeydir ve hiçbir şey de bir anlam ifade etmeyen bir şeydir.
şenlikten sonra Pervin Ana, Kevser, Tuğba, İlkyaz ve yörüklerden karabela lakaplı Salim ile döşlü lakaplı Musa (Erciyes film atölyesi ekibi de bizimleydi)) yola koyulduk. yaklaşık 30 km yürüdük gün boyunca. nereye mi? mersinden Ankaraya. hem de deve eşliğinde yürüyerek... tüm türkiyeden kollar halinde yapılan Anadoluyu Vermeyeceğiz yürüyüşünden bahsediyorum. bizimki antakyadan da arkadaşların katıldığı akdeniz koluydu.
ben 1 gün yürüdüm. benim yörüklerin yanına gitmem gerekiyordu. öyle de yaptım. 10 gündür yörüklerle yürüyordum ben de. yeni geldim. Anadoluyu vermeyeceğiz ekibi hala yolda. dün konuştum konyaya varmak üzereler...
23 Nisan 2011 Cumartesi
gelemedim
bu seriyi devam ettirecem ama yazamıyorum. sadece geldim. 3 gün oldu. yarın geri gidiyorum. bu sefer çok (ne kadar belli değil) kalmaya gidiyorum. çok yürümeye/ çok gitmeye/ çok bulmaya, kalmaya, durmaya gidiyorum.
aslında şuan yazmıyorum. bu sadece not. yazacak çok yazı birikti. ama şimdi değil.
ben giderken bu burada kalsın!!
aslında şuan yazmıyorum. bu sadece not. yazacak çok yazı birikti. ama şimdi değil.
ben giderken bu burada kalsın!!
16 Nisan 2011 Cumartesi
yol öncesi/ yaşamak için yaz.
dün biletimi ayırttım. günü geldi yolların. sabah hazırlıklarımı yaptım. kameram, ses kayıt cihazım, bir torba dolu pil, batarya, kalem ve her zaman yanımda taşıdığım kraft defterim.
her zaman ihtiyacın olacağını düşündüğünden daha az giysi al demişti bir dost. özellikle de çantanda giysi taşımamaya çalış. giyeceklerin üstünde olsun. öyle yapıyorum her yolculuğumda, teşekkür ediyorum buradan kendisine.
son gidişimde ipodu da götürdüm. anladım ki dünyadan soyutlanmak dünyalı şeyleri bırakmakla ya da onlara küsüp arkanı dönmekle olmuyor. içiçeyken de onlarla arama mesafe koyabiliyorum.
bu arada sigarayı bırakalı 45 gün oldu. sanırım 1 ay oldu ama ben ilk haftadan beri soranlara 45 gündür içmiyorum diyorum. daha bi hoşuma gidiyor 45 gündür içmemiş olmak..
planlarım işlemeye başladı. hayatla ilgili planlarım da bir bir rayına oturuyor. aslında artık önemli de değiller..
yazmanın hazzını yaşar oldum.
yazmak için yaşamıyorum/ yaşamak için yazıyorum.
13 Nisan 2011 Çarşamba
30 Mart 2011 Çarşamba
sen gel-ben gidim
yazmam anlamsızlaşıyor. ben anlamsızlaşıyorum. müzikler üstüme geliyor.
neden bu samimiyetsiz davranışlar. ben çok samimi olduğumu sanıyorum. öyle değil miyim? yollar görünüyor gözlerime. süreçler, durumlar. zamanın geçmesini hissediyorum üstümden. bazen hissetmiyorum.
her şeyi anlamak isteyen öfkeden ölmeyi göze alır. "arap atasözü"
neden bu samimiyetsiz davranışlar. ben çok samimi olduğumu sanıyorum. öyle değil miyim? yollar görünüyor gözlerime. süreçler, durumlar. zamanın geçmesini hissediyorum üstümden. bazen hissetmiyorum.
her şeyi anlamak isteyen öfkeden ölmeyi göze alır. "arap atasözü"
19 Mart 2011 Cumartesi
biraz değiştim
Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Değiştim…
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil…
Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim…
Sorun değil…
Elbet Alışırım…
Biraz alıştım.
Her şey kadar, her kez kadar, sen kadar…
Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
iki arada bir derede duyguya alışıyorum…
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil…
Bir hayli kırıldım…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım…
Aslında ne sana, ne olanlara…
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım…
Beni ben kırdım oysa…
İyi değilim.
Galiba yoruldum…
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar…
Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum
Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki Seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..
Toprağa bakan yanım senden zate ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!
Gözlerim yorgun…
Dudaklarım, dudaklarım hissiz…
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır…
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesende şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil…
Çok çalıştım
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Daha öncede gitmiştim…
Çok çalıştım…
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için
Çok çalıştım…
Daha öncede gitmiştim…
Kendi isteğimle…
Anladım ki daha önce sevmemiştim!
Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime…
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de…
Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da
Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor…
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor…
Ne yormak istedim Seni,
Ne de yormak kendimi
Çok çalıştım
Gitmeye de kalmaya da…
İkisi de aynı acı, ikisi de rezil
Daha önce de gitmiştim
Ama böyle kalarak değil
Böyle kalarak değil
Can YÜCEL
Dostlara bir yazı bir resim...
bir gün yolunuz düşerse onların yoluna, hiç çekinmeyin bir selamla girin çadıra. kimsizin, neden oradasınız bunlar önemli değil. O kapıdan girdiniz ya gerisi kapının dışında kalan şeyler Yörükler için.
kendinizi çok sıcak insanların sohpet ve muhabbetinde bulacaksınız. hemen bir çay dolduracaklar. Karnınızın aç olup olmadığını usulen sorsalar bile vereceğiniz cevabın pek bir önemi de olmayacak. size güzel bir açma onların tabiriyle çömeç hazırlayacaklar. İçerisinde tadını ilk önce garipseyeceğiniz ama yedikten sonra tadı hep damağınızda kalan keçi peynirinden olacak.
25 Şubat 2011 Cuma
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
